Cinsel Yolla Bulaşan Hastalıklar (CYBH)

Cinsel yolla bulaşan hastalıklar (CYBH), tüm dünyada önemli sağlık sorunlarından biridir. Yıllardır bireysel ve toplumsal problemlere neden olmuş bu hastalıklara, son yıllarda ölümcül AIDS’in de dahil olması, önemini bir kat daha artırmıştır. Bu hastalıkların birçoğunun gebelik veya doğum esnasında çocuğa da bulaşabilmesi, gelecek nesli de risk altında bırakmaktadır.

CYBH, genellikle cinsel ilişki yoluyla insandan insana bulaşan mikroorganizmaların (mikrop) neden olduğu genital yol (üreme organları) enfeksiyonlarıdır.

Cinsel Yolla Bulaşan Hastalıklar neden önemli bir halk sağlığı sorunudur?

Sık görülmelerinin yanında, erken tanı ve tedavi uygulanmadığı takdirde bu hastalıkların neden olduğu ek bazı sağlık sorunları ile de karşılaşılmaktadır. Bu hastalıklar, cinsel eşlerden sadece birinin sağlık sorunu değildir. Korunmasız cinsel ilişki (kondom kullanmama) hastalığın sağlam eşe de bulaşmasına neden olur. Kadın veya erkekte kısırlık, düşük, yenidoğan bebeklerde görülen bazı enfeksiyonlar, dış gebelik, genital organ kanserleri ve ölüm, CYBH’ın neden olduğu sağlık sorunlarındandır. CYBH olanların, HIV (AIDS virüsü) ile enfekte olma olasılığı daha yüksektir.

Bu grup hastalığın tıbbi önemi yanında gerek sosyal, gerekse ekonomik olumsuz etkileri de gözlenmektedir.

CYBH kan yolu ile de bulaşabilir mi?

HIV, hepatit-B virüsü ve frengi mikrobu kanda da bulunduğundan, cinsel ilişki dışında kan yolu ile de bulaşabilen hastalıklardır. Bulaşmada, kontrolsüz kan nakli, steril (mikroplardan arındırılmış) olmayan şırınga ve iğneler ile bu hastalıkların bulaşma riski vadır.

CYBH’ın hangileri anneden bebeğe bulaşabilir?

HIV enfeksiyonu, hepatit-B, frengi, belsoğukluğu, herpes ve klamidya adı verilen hastalıklar gebelik süresince veya doğum sırasında anneden bebeğine bulaşabilir.

CYBH’larda belirtiler ne zaman ortaya çıkar?

CYBH’larda bazen belirti yoktur. Ya da kişiyi rahatsız etmeyecek kadar hafif belirtileri olabilir. Özellikle kadınlarda bazen hiç belirti görülmez. Ancak tedavi edilmediği sürece belirtisiz enfeksiyonu olanlar bilmeden hastalığı başkalarına bulaştırırlar. Cinsel temastan sonra hastalık belirtilerinin ortaya çıkması için geçen süre (kuluçka süresi) hastalıktan hastalığa farklıdır. Bu süre günler (belsoğukluğu), haftalar (klamidyoz, hepatit-B), aylar (frengi) veya yıllar (AIDS) olabilir.

CYBH’ın en sık rastlanan belirtileri nelerdir?

Cinsel organlardan akıntı veya cerahat gelmesi: Kadınlarda vajinada normalde bulunan akıntı bazen fazlalaşır. Akıntı su gibi, süt gibi, sarı veya yeşil olabilir.

Bazen fena kokuludur.

Cinsel ilişki sonrası kanama

İdrar yaparken yanma, sızı, sık sık ve az miktarda idrara çıkma

Cinsel organ veya çevresinde kaşıntı

Peniste, vajinada kabarcık, yara, siğil ve kızartı

Kasık lenf bezlerinde şişlik

Testislerden bir veya ikisinde birden ağrı

Karın ağrısı

CYBH’ın görülme sıklığı:

CYBH’ın gerçek sıklığını tesbit etmek zordur. Mevcut bilgiler, hastane ve özel hekim kayıtlarından elde edilebilmektedir. Hasta kayıt ve değerlendirme sisteminin iyi işlediği ülkelerde rakamlar gerçeği tahmin etmede yol göstericidir. Ancak birçok ülkede hasta kayıt sistemleri yetersizdir. Bu nedenle CYBH’ın sıklığını bildiren rakamlar gerçeği yansıtmaktan uzaktır. Gerçek sıklığın bildirilenden çok daha fazla olduğunu düşünmeliyiz.

Özellikle özel işletmelerde, hasta kayıtları ve bildirimi gereği gibi yapılmamaktadır. Bu tür rahatsızlığı olanlar da daha çok özel işletmeleri tercih etmektedirler.

Bu hastaların birçoğu hekime gitmek yerine arkadaşlarından öğrendikleri veya eczacının tavsiye ettiği ilaçları kullanmayı tercih etmektedirler.

Bazı hastalıkların mikroorganizmaları vücutta bulunup bulaşıcı olmasına rağmen belirti ve şikayet oluşturmayabilir. Bu hastalar tamamen kayıt dışı kalmaktadır.

AIDS ve diğer virüslere bağlı CYBH’lar dışında kalan ve tedavisi mümkün CYBH’lardan sadece dördü (frengi, belsoğukluğu, klamidya ve trikomonas enfeksiyonu) bir yıl içinde dünyada 333 milyon insanda hastalık meydana getirmektedir. Bu vakaların 12 milyonu frengi, 62 milyonu belsoğukluğu, 89 milyonu klamidya enfeksiyonu ve 170 milyonu trikomonas enfeksiyonundan oluşmaktadır. (WHO, 1996) Türkiye’de CYBH’lardan sadece AIDS ve frenginin sıklığı hakkında bilgiler bulunmaktadır. Bildirilen sayılar dünyadakine kıyasla oldukça düşüktür. Sağlık Bakanlığı verilerine göre Türkiye’deki frengili hasta sayısı yaklaşık 3000’dir. AIDS virüsü taşıyıcı sayısı 429 ve AIDS’li hasta sayısı 242’dir. (Sağlık Bakanlığı, 1997)

Bu hastalıklar, binlerce yıldır insanlar tarafından bilinmektedir. Örneğin frengi bilinen en eski CYBH’tır. Yirminci yüzyılın başına kadar yalnızca 5 adet CYBH tanınıyordu. 1960’larda ilk doğum kontrol hapları piyasaya sürülüp yaygın kullanım haline geçtikten sonra ortaya çıkan “cinsel devrim” ile birlikte yeni CYBH’lar da gündeme gelmiştir.

Cinsel Yolla Bulaşan Hastalıkların Sınıflandırılması:

Cinsel yolla bulaşan hastalıklar, oluşturduğu hastalık belirtilerine, hastalığa veya etkene göre sınıflandırılabilmektedir. Birden fazla belirti ile seyreden hastalıkların, belirtiye göre sınıflaması zor olsa da, ana hatlarıyla yapılan bir sınıflama belirtilerin değerlendirilmesini kolaylaştıracaktır.

Belirtilere göre cinsel yolla bulaşan hastalıklar:

İdrar yolu akıntısı ile seyreden hastalıklar(Üretritler)

Bel soğukluğuna bağlı olanlar (Gonokoksik üretritler)

Bel soğukluğu dışı mikroplara bağlı olanlar (Nongonokoksik üretritler)

Vaginal akıntı ile seyreden hastalıklar

Trikomoniyasis

Kandidiyasis

Bakteriyel vagina iltihapları

Cinsel bölgede yara ile seyreden hastalıklar

Frengi (sifilis)

Yumuşak şankr (ulcus molle)

Genital uçuk (genital herpes)

Granuloma inguinale

Cinsel bölgede siğillerle seyreden hastalıklar

Genital siğil (HPV enfeksiyonlar)

Cinsel bölgede belirti vermeyip diğer sistemleri etkileyen hastalıklar -AIDS

Hepatitler

Kadınlarda alt karın bölgesinin iltihabî hastalıklarıyla seyreden hastalıklar -Pelvisin iltihabî hastalıkları

Prostat ve epididim iltihabı ile seyreden hastalıklar

FRENGİ

Frengi, Avrupa’da 15. yüzyıldan sonra ortaya çıkmış, dünyada yaygınlaşmış ve ölümlere sebep olmuş tehlikeli bir hastalıktır. Amerika’nın keşfi ile hastalığın tespitinin aynı zamana rastlaması, o zamanlar hastalığın Amerika’dan geldiği yönünde tartışmalara yol açmıştı. Bir zamanların korkunç hastalığı büyük ölçüde yok edilmişse de, günümüzde frengi vakaları halen mevcuttur ve hastalık önemini korumaktadır.

Türkiye’de Sağlık Bakanlığı kayıtlarında 1997 yılı itibariyle frengili hasta sayısı 3023’tür. Dünya Sağlık Örgütü verilerinde, hastalığın bir yılda 12 milyon kişide görüldüğü bildirilmektedir (WHO,1996).

Hastalığın seyri:

Frengi, deri ve iç organları tutarak çeşitli klinik tablolara yol açar. Hastalık üç evre halinde seyreder. Her evrenin belirtileri ve oluşan hasarlar farklıdır.

Cinsel ilişki sırasında mikrop, ciltten vücuda girer. Bu giriş yerinde bir müddet sonra bir yara ortaya çıkar. Mikrobun bulaşmasından yaranın çıkış zamanına kadar yaklaşık 9 ila 90 gün arasında bir süre geçmektedir. Bu yara önce sivilce gibi belirir, sonra üzerindeki deri dökülerek açık ülser şeklini alır. Bu ülser tipi yaranın kenarları serttir. Yaranın kenarlarının sertliği frengiye özgüdür ve bu nedenle frengi yarası için “sert ülser” tabiri kullanılır.

Frengi yarasının en sık görüldüğü yerler erkeklerde penis, kadınlarda ise büyük ve küçük dudaklardır. Yaranın daha az sıklıkta görüldüğü yerler, penis çevresi, torbalar, dudak, ağız ve dildir.

Frengi yarasının ortaya çıktığı döneme birinci devre denilir. Yara yaklaşık 1,5-2,5 ay sonra kendiliğinden iyileşir. Hastalık, 2 ila 6 ay arasında değişen süre sessiz kalır.

Sessiz devreden sonra kaşıntısız cilt lezyonları ortaya çıkar. Cilt lezyonlarının olduğu döneme ikinci devre frengi adı verilir. Bu devrede de cilt lezyonları kendiliğinden iz bırakmadan kaybolur ve hastalık tekrar sessiz bir döneme girer. Bundan sonra hastalık ya hayat boyu sessiz kalır ve hiç bir belirti oluşturmaz ya da üçüncü devreye girer.

İkinci devreden yıllar sonra frengi, çeşitli iç organlarda hasar oluşturmuş halde ve oluşan hasarların belirtileriyle tekrar ortaya çıkar. Hastalığın tekrar ortaya çıkışı ile üçüncü devre başlar. İkinci evreden üçüncü evreye geçiş yıllar sonradır. Ancak hastalığın ne zaman ortaya çıkacağı bilinmez. Bu devrede en fazla sinir sisteminde hasar vardır. Sinir sistemi yanında eklemler, karaciğer, kalp ve damarlar gibi bir çok organda yapı ve işleyiş bozuklukları meydana gelir. Bu nedenle üçüncü devre, frengi hastalığının ölümcül bir safhasıdır.

Bulaşma yolları-korunma:

Birincil bulaşma yolu cinsel ilişkidir. Birinci devredeki yara ve ikinci devredeki cilt lezyonları mikrop ihtiva etmesine rağmen üçüncü devre lezyonları mikropsuzdur. Bu nedenle birinci ve ikinci devre lezyonları olan frengili biriyle cinsel ilişki sonucunda hastalık bulaşır. Bunun dışında, gebelikte ve doğumda anneden bebeğe ya da mikroplu kan ve kan ürünlerinin nakli ile bulaşma olabilmektedir.

Frengiden korunmak tek eşlilikle mümkündür. Penis lezyonlarında prezervatifler bulaşmayı önleyebilir. Ancak kadındaki frenginin erkeğe bulaşmasını önleyemez. Keza prezervatifler ikinci devre lezyonlarından bulaşmayı önleyemez.

Teşhis:

Yaralardan alınan numune, mikroskop altında incelenerek mikrop aranır. Mikrobun görülmesi sonucunda teşhis konulur. Buna ilaveten mikroba karşı vücutta oluşan reaksiyon ve savunma maddelerini ölçen kan testleri teşhiste kullanılmaktadır.

Tedavi:

Frenginin tedavisi penisilinlerle yapılmaktadır. Birinci ve ikinci devre frengide penisilin tamamen iyileşmeyi sağlayabilmektedir. Ancak, üçüncü devredeki frengide penisilinler işe yaramamaktadır.

GENİTAL HERPES

Genital herpes (genital uçuk), erkek ve kadın cinsel organlarda ortaya çıkan ve uçuk denilen yaralarla karekterize, tekrarlayıcı bir hastalıktır.

Hastalığın etkeni bir virüstür. Bu virüs dudak çevresinde uçuğa neden olan virüsün farklı bir formudur.

Hastalığın seyri:

Virüs cinsel ilişki sırasında, derideki çatlaklardan bulaşır. Bulaşmadan sonra küçük ve ağrılı sivilce topluluğu ortaya çıkar. Daha sonra, sivilceler birbiriyle birleşir, yaklaşık 0.5 cm çaplı bir yara meydana gelir. Görüntü dudaktaki uçuk gibidir. Daha sonra yara kendiliğinden iyileşir. Ancak virüs, vücuda bir kez girdikten sonra vücutta sessizce kalır, hayat boyunca zaman zaman tekrarlayan uçuk ataklarına sebep olur. Tekrarlanmalar sebepsiz olabildiği gibi, vücut direncinin düşük olduğu dönemlerde, stresten sonra ve bazen adet dönemlerinde görülür. Gebelikte çocuğa bulaşabilen virüs, erken doğuma ve çocukta anormalliklere de sebep olabilmektedir.

Bulaşma yolları-korunma:

Uçuk yarasınının olduğu dönemde ve yara iyileştikten 4-5 gün sonraya kadar bulaşıcılık devam eder. Bu dönemde cinsel ilişkiden kaçınılması veya prezervatif kullanılması gerekir.

Frengide olduğu gibi peniste uçuk olduğunda, prezervatif kadını koruyucudur. Fakat kadında uçuk olduğunda prezervatif, penisi korusa da cinsel bölgenin diğer kısımlarını korumaz. Buralara bulaşma olabilir.

Genital uçuk enfeksiyonları cinsel eş sayısının artmasına paralel olarak artmaktadır. Cinsel bölgedeki yaraların en büyük sebebi olan genital uçuğu önlemenin en etkili yolu tek eşliliktir.

Teşhis:

Genital uçukta, yaranın çıkış yeri, görünümü ve özellikleri değerlendirilerek teşhis konabilir. Şüpheli durumlarda mikrobiyolojik incelemeler ve kan testleri yapılmaktadır.

Tedavi:

Tüm virüs enfeksiyonlarında olduğu gibi, genital herpesin de tedavisi yoktur. Tekrarlamalar sırasında virüslere karşı geliştirilmiş bazı ilaçlar kullanılmaktadır. Ancak bunlar tekrarlamaları ve şikayetleri azaltmak yönünden kısmi fayda sağlamaktadırlar.

BEL SOĞUKLUĞU (GONORE)

Erkeklerde penis içindeki idrar yolunda, kadınlarda da rahim girişinde akut, her iki cinste ise iç cinsel organlarda kronik iltihaplara sebep olan bir hastalıktır.

Hastalığın etkeni olan bakteri, boğazda, kalın bağırsağın son kısmında, eklemlerde ve yeni doğanda gözde yerleşerek iltihaplanmalara neden olabilmektedir.

Hastalığın seyri:

Erkeklerde mikrop bulaştıktan yaklaşık 2-14 gün sonra, idrar yolu içinde ağrı ve yanma başlar. Daha sonra idrar yolunda sarı-yeşil renkte, boza kıvamında ve damlama şeklinde bir akıntı meydana gelir. Akıntı iç çamaşırda sarı-yeşil renkte lekeler oluşturur. Akıntının bu özellikleri bel soğukluğu için karakteristiktir. Bu dönemde idrar yaparken de ağrı ve yanma söz konusudur. Kadınlarda bulaşmadan 7-21 gün sonra idrar yanması, vaginada sarımsı bir akıntı, rahim ağzında kızarıklık ve sarı-yeşil renkte akıntı meydana gelir. Ancak, kadınlardaki belirtiler erkeklere göre daha hafiftir.

Bel soğukluğu tedavi edilmediğinde veya yetersiz tedavi edildiğinde iç cinsel organlara yayılır. Erkeklerde prostat, meni kanalları ve epididimde, kadınlarda ise tüplerde iltihaplanma oluşabilir.

Bel soğukluğu mikrobu bulunan erkeklerin %10’unda, kadınların %90’ında belirtisiz iltihaplanmalar oluşur. Bu kişiler, hastalıkları olduğunu bilmediklerinden, mikrobu bulaştırmada çok önemli rol oynarlar.

Bulaşma yolları-korunma:

Diğerlerinde olduğu gibi, birincil bulaşma yolu cinsel ilişkidir. Doğum sırasında anneden bebeğe bulaşma olabilir. Bu durunda bebekte göz enfeksiyonu ortaya çıkabilir. Bel soğukluğu mikrobu genel tuvaletler ve hamamlarda kapı kolları, musluk vanaları, klozet kenarlarından bulaşabilir. Ancak mikrop vücut dışında, kuru ortamlara çok dayanıksız olduğundan bu ihtimal çok düşüktür.

Cinsel yolla bulaşan hastalıklardan korunmada geçerli genel prensipler bel soğukluğu için de geçerlidir. Tek eşlilik en büyük koruyucudur. Hastalık halinde eşlerin birlikte tedavisi şarttır. Aksi halde mikrop eşler arasında tekrar bulaşmalara neden olabilir. Tamamen iyileşme olmadan cinsel ilişkide bulunulmamalıdır.

Teşhis:

Hastalığın başlangıcında şüpheli cinsel ilişki olması ve akıntının karakteristik özellikleri bel soğukluğunu düşündürür. Akıntının mikroskop altında incelenmesi, mikrobiyolojik tetkikleri ve kültürü ile kesin teşhis konulur.

Tedavi:

Bel soğukluğu antibiyotiklerle tedavi edilebilmektedir. Evlilik dışı cinsel ilişki alışkanlığı olanlar arasında bu hastalık iyi bilinmektedir. Bu nedenle gelişigüzel ilaç kullanma alışkanlığı sıktır. Yetersiz ve uygun olmayan tedavi hastalığın kronikleşmesine yol açabileceğinden teşhis ve tedavi mutlaka hekim kontrolünde olmalıdır. Ayrıca, iyileşmenin tam olup olmadığını ancak hekim, tahliller yaparak belirleyebilir.

GENİTAL SİĞİL

Genital siğiller virüsler tarafından oluşturulmaktadır. Siğil, büyüklüğü toplu iğne başından bir kaç cm’ye kadar değişebilen ve karnıbahar tarzındaki doku büyümesidir.

Virüsün bulaşmasından yaklaşık 2-3 ay sonra küçük siğiller ortaya çıkar. Daha sonra bu lezyonlar olduğu yerde büyürler. Ayrıca, virüs elle kaşıma yolu ile başka alanlara da bulaşarak oralarda da benzer lezyonlar oluşturur. Siğiller erkekte, en çok penis, torbalar ve idrar yolunda, kadında ise küçük ve büyük dudaklar, vagina, klitoris, rahim ağzı ve idrar yolunda görülmektedir. Hastalığın rahim ağzı (serviks) kanserine neden olabileceği düşünülmektedir. Bu nedenle genital siğili olan kadınların düzenli doktor kontrolünde olması gerekmektedir.

Bulaşma yolları-korunma:

Genital siğilin birincil bulaşma yolu cinsel ilişkidir. Virüsün bulaşıcılığı yüksektir. Genital siğili olan birinin, eşine bu hastalığı bulaştırma ihtimali %65’tir. Cinsel ilişki dışında ortak kullanılan tuvalet malzemeleri de bulaşmaya neden olabilir.

Korunmak için, yukarıda belirtilen, cinsel yolla bulaşan hastalıklardan korunmanın prensipleri geçerlidir. Prezervatifler, penis lezyonunun kadına bulaşmasını önlese de kadındaki lezyonun penis dışındaki cinsel bölgeye bulaşmasını önleyemez.

Teşhis:

Teşhis siğilin görünüm özelliklerine göre konulabilmektedir. Şüpheli durumda biyopsi yapılabilir.

Tedavi:

Tedavi için, siğiller cerrahi müdahale ile tamamen kesilip çıkartılmalı veya lazer ile yakılmalıdır. Siğili yok eden bazı pomatlar da kullanılmaktadır. Tedaviden sonra nüks etme ihtimali mevcuttur.

VAGİNA İLTİHAPLARI

Bazı mikroorganizmalar cinsel ilişki sonucu vaginaya bulaşarak burada iltihaplanmaya neden olurlar. Bunların bulaşmasında cinsel ilişki de rol oynadığından cinsel yolla bulaşan hastalıklar arasında sayılmaktadırlar. Ancak bu hastalıklarda cinsel yol dışında bulaşma da söz konusudur. Trichomonas vaginalis, bazı bakteriler ve mantarlar vaginada iltihaplanmaya neden olmaktadır.

TRİCHOMONAS VAGİNALİS

Trichomonas vaginalis kadınlarda vagina iltihabına yol açar. Bunun sonucunda köpüklü, kötü kokulu, yeşilimsi-sarı renkli vaginal akıntı meydana gelir. Ayrıca idrar yaparken yanma ve ağrılı cinsel ilişki söz konusu olabilmektedir.

Erkeklerde bu mikroorganizma üretrit adı verilen idrar yolu iltihabına neden olur. Neticede, idrar yolu içinde kaşıntı, yanma ve idrar yolundan akıntı gibi şikayetlere yol açar.

Trichomonas vaginalise bağlı vagina iltihaplanmasının sistemik komplikasyonu mevcut değildir. Ancak, AIDS virüsünün bulaşmasında kolaylaştırıcı rol oynadığı düşünülmektedir.

Trichomonas vaginalis enfeksiyonlarının tedavisi ilaçlarla yapılabilmektedir.

MANTARLAR

Bazı mantarlar (en sık kandida türü) vaginada üreyerek vaginanın iltihaplanmasına yol açarlar. Bunun sonucunda vaginada kaşıntı, yanma ve süt kesiği tarzında akıntı meydana gelir. Ayrıca idrar yanması ve sık idrara gitme gibi şikayetlere de sebep olabilir.

Bu mantarlar cinsel yolla bulaşma dışında başka nedenlerle de vücutta bulunabilir ve direncin düştüğü zamanlarda hastalıklara neden olabilirler. Gebelik, şeker hastalığı, uzun süre antibiyotik kullanımı, bağışıklığın bozulduğu durumlar, östrojen içeren doğum kontrol hapları, temizliğe dikkat edilmemesi, çok aşırı şekilde temizlik maddeleri ve parfümlerin kullanılması, sentetik, ter emmeyen çamaşırlar gibi bir çok neden vaginada mantar üremesini kolaylaştırmaktadır.

Tedavide mantarlara karşı ilaçlar etkin bir şekilde kullanılmaktadır. Ancak, mantar üremesini kolaylaştırıcı faktörler ortadan kaldırılmadan tedavi etkili olmamakta veya sıkça nüksler meydana gelmektedir.

BAKTERİLER

Bazı bakteriler vaginada iltihaplanmaya, kötü kokulu akıntılara sebep olabilmektedir. Bunlardan en önemlisi gardnerella vaginalis adlı bakteridir. Diğerlerinde olduğu gibi bulaşmasında cinsellik ve cinsellik dışı yollar söz konusudur. Bakteriyel vagina iltihapları antibiyotiklerle tedavi edilebilmektedir.

İLTİHABÎ PELVİS HASTALIĞI

Kadınlarda bazı cinsel yolla bulaşan hastalıklar yeterli tedavi edilmediğinde, hastalık üst cinsel organlara (rahim, tüpler, yumurtalık bölgeleri) yayılır. Bunun sonucunda “iltihabî pelvis hastalık” denen bir klinik tabloya sebep olurlar. Cinsel yolla bulaşan hastalıkların yetersiz tedavilerinde bu ihtimal %10-40 oranında değişmektedir.

İltihabî pelvis hastalığına yol açan en sık etkenler, bel soğukluğu mikrobu, klamidia ve mycoplazma denen bazı özel mikroplardır. Bu mikropların kadınlarda oluşturduğu iltihapların hafif şikayetler oluşturması, tedavisinin ihmal edilmesine ve hastalığın kronikleşmesinde rol oynar. Hastalık oldukça sıktır. Amerika istatistiklerinde her yıl 1 milyon kadının bu hastalığa yakalandığı bildirilmektedir.

İltihabî pelvis hastalığı oluştuktan sonra, bazen belirtisiz seyreder bazen de şiddetli enfeksiyon tablosu ile ölümcül olabilir. Hastalığın akut alevlenmelerinde en sık belirtiler karın alt bölgesinde ağrı, ateş, vaginadan veya rahim ağzından akıntıdır. Bazen acil müdahaleyi gerektiren akut apandisit, pelvis absesi, dış gebelik gibi hastalıklarla karışır ve onlardan ayırt edilmede güçlük çıkarır. Kronikleşmiş hastalık, karın alt kısımlarında ağrıya, kısırlığa, cinsel ilişki sırasında ağrıya ve dış gebeliğe neden olabilmektedir.

Tedavide antibiyotikler kullanılmaktadır. Ancak kronikleşme durumunda tedavi kolay değildir. Bu nedenle erken tedavi yapılmalı ve cinsel yolla bulaşan hastalıklardan korunulmalıdır.

KLAMİDYA ENFEKSİYONLARI

Klamidya adı verilen mikroorganizma, oldukça sinsi seyirli enfeksiyonlara sebep olmaktadır. Bazı ülkelerde cinsel yolla bulaşan hastalıklar arsında birinci sırada yer alır. Amerika’da her yıl 4 milyon insanı etkilediği düşünülmektedir.

Mikrobu bulunduran kişilerin önemli kısmında hiç bir belirti bulunmaması, bulaşma açısından önemlidir. Erkeklerde cinsel ilişkiden 3-5 gün sonra başlayan idrar yolunda ağrı, yanma, akıntıya sebep olabilir. Hastalık tedavi edilmezse meni kanallarına, iç cinsel organlara yayılır. Gençlerde epididimit denen, yumurta üzerindeki meni kanalı iltihabına en sık bu mikrop neden olmaktadır.

Kadınlarda enfeksiyonun erken döneminde genellikle belirti olmaz. Bazen rahim ağzında iltihaplanmaya yol açar. Kronikleştiğinde tüplerde tıkanma, kısırlık, dış gebelik, İltihabî pelvis hastalığına neden olabilmektedir. Korunma için, cinsel yolla bulaşan hastalıklardan korunmada önerilen genel tedbirler geçerlidir. Tedavisinde antibiyotikler etkili olmaktadır.

HEPATİT VİRÜSLERİ

Bazı virüsler akut veya kronik karaciğer hastalığına (Hepatit) neden olmaktadırlar. Bir çok çeşitleri olan hepatit virüslerinin bazı tipleri (Hepatit B virüsü) cinsel yolla da bulaşabilmektedir. Ancak bu virüslerin birincil bulaşma yolu cinsel ilişki değildir.

Hastalığın seyri:

Virüs insana bulaştıktan sonra, ya vücut savunma mekanizmalarıyla yok edilir ya da karaciğer iltihabına yol açar. Karaciğer iltihabı akut veya kronik formlarda olabilmektedir. Kronikleşme sonunda siroz gelişebilir. Bir kısım hastada ise hiç bir belirti olmadan virüs bulunur. Bunlar taşıyıcı olarak adlandırılmaktadır. Hastalığın bulaşmasında önemli rol oynarlar.

Bulaşma yolları-korunma:

Hepatit virüsü kanda ve bazı vücut salgılarında bulunur. Bu nedenle bunlarla temas sonucu, bulaşma meydana gelir. Bulaşmanın en sık nedenleri şunlardır:

Kan ve kan ürünlerinin nakli,

Ortak kullanılan enjektörler,

Hastanelerde virüsle bulaşmış muayene aletleri ve ameliyat malzemeleri,

Diş hekimi aletleri,

Berberlerdeki usturalar ve kan taşları,

Korunmak için hepatit virüslerinin bulaşma yolları bilinip gerekli tedbirler alınmalıdır. Hepatit B virüsü için aşı geliştirilmiştir. Risk guruplarında olanların aşılatılması korumayı sağlamaktadır. Sağlık personeli, sık kan nakli gereken hastalar, hepatitli hastaların eş ve çocukları risk guruplarıdır. Son yıllarda hepatitin yaygınlaşması, rutin aşı uygulamasını gündeme getirmiştir. Bu yönde çalışmalar devam etmektedir.

Teşhis:

Hepatitin hem teşhisi hem de bağışıklık olup olmadığını anlamak için kan tahlili yapılmaktadır.

Tedavi:

Tüm virüs hastalıklarında olduğu gibi hepatit virüslerinin kesin bir tedavisi yoktur. Ancak son yıllarda vücut bağışıklığını arttıran bazı ilaçlar kullanılarak hastalık yenilmeye çalışılmaktadır.

Cinsel yolla bulaşan hastalıklardan nasıl korunulur?

CYBH’lardan korunmanın ilk adımı tek eşliliktir. Yayılmasındaki en önemli sebep, tek eşliliğe riayet edilmemesidir. Cinsel ilişkide kondom kullanılmalıdır. Cinsel eş sayısının artmasının hastalık bulaştırma riskini artırdığı unutulmamalıdır. Hastalık belirtisi olmadan da bulaşma olabileceği unutulmamalıdır. Alkol ve uyuşturucunun doğru ve sağlıklı düşünmeyi engelleyerek, cinsel ilişki sırasında olumsuz davranışlara neden olabileceği hatırdan çıkarılmamalıdır. Başkalarının kullandığı şırınga ve iğne kullanılmamalıdır. Hamilelerin doğum öncesi dönemde düzenli sağlık kontrolleri yapılmalıdır.

SONUÇ:

Cinsel yolla bulaşan hastalıkların yayılma hızını azaltmak, öncelikle etkin korunma ve tedavi hizmetlerine erişimin sağlanmasına bağlıdır. Hastaların tespit edilip tedavi edilmesi, evlilik dışı cinsel temaslardan sakınmak, aile ve evlilik düzenine uyum, erkeklerin sünnet olması, gerekli durumlarda ilaçlarla korunma önemlidir. Korunma ve kontrolde cinsel temasla bulaşan hastalıklarla ilgili bilgi sahibi olmak amacıyla halkın eğitimi başlangıç noktasını oluşturur. Ne yazık ki dünya genelinde konuyla ilgili bilgilendirme eğitimleri yetersizdir.