Aksiyon Dergisi - Gebelik Yaşı (28.07.2008)

ANNE, KEŞKE DAHA ERKEN EVLENSEYDİN!

'Evlendikten 6 ay sonra tüm risklere rağmen hamile kaldım. Anne olmayı çok istiyordum. 7 aylık hamileyken rahatsızlandım. Son 20 gün de çok kötü geçti. Normal doğum yapmama izin verilmedi. Doktorlar oğlumu bırakıp beni kurtarma çabasına girmiş. Kızımı da 40 yaşımda dünyaya getirdim. Eşimle kan uyuşmazlığı var. İleri yaş gebeliği de olunca bebeğim engelli olur diye çok korktum. 9 ay o korkuyla yaşadım. Çocuk dünyanın en güzel şeyi. Ondan yoksun olmamak lazım. Bence annelik için 30'u aşmamalı. Kızım ve oğlumun hayalleri, hayata bakış açısı bambaşka. Her zaman evlatlarımın enerjisine yetişemiyorum. Kızım dışından oğlum da içinden 'Keşke daha erken evlenseydin, biraz daha genç olsaydın' diyor. İkinci çocuktan sonra önemli bir operasyon geçirdim. O süreçte 'Ölürsem çocuklarıma ne olacak?' diye düşündüm hep. Onlar beni hayata bağladı. Yaşamak için en büyük sebebim evlatlarımdı. Çocuklarımdan güç aldım, hastalığımı onların sayesinde atlattım. İnsanın hayata yaslanması için çok önemli bir vesile çocuk…'

37 yaşında ilk çocuğunu kucağına alan Nilüfer Hanım'ın anlattıkları, pek çok kadının yarasına parmak basıyor. Zira hayat hızla geçiyor ve biz okul, kariyer, geçim derdi derken hayatımızdaki birçok güzelliği ıskalayabiliyoruz. Peki bir insanı tekrar hayata bağlayacak, enerji verecek, delicesine heyecanlandıracak ne olabilir? Minicik eller, bembeyaz ayaklar ve süt kokan tertemiz bir ten... Evet yıllarca masumiyetine sığınacağınız, onun küçük bedeniyle yüreğinizi büyüteceğiniz bambaşka bir 'şey' bebek… Bugün 35-40 yaşına gelmiş üniversite mezunu, kariyer sahibi hanımlar artık anne olmak, senelerce omuzlarında taşıdıkları görev ve sorumlulukları ellerinin tersiyle iterek yeni bir maceraya kapılmak istiyor...

Yaşadığımız hayatı 'modern zamanlar' diye tanımladığımızdan bu yana çok şey değişti ülkemizde, kendi dünyamızda. Bugün 30-35 yaşındaki hanımların anneleri 16-19 yaşında evlenmiş, son çocuğunu da belki 25 yaşında kucağına almıştı. Gün döndü, devran değişti. Artık kadınlar okul, iş hayatı derken daha geç evlenip ileri yaşlarda çocuk sahibi olmaya başladı. Bu vesileyle yeni bir kavramla daha tanıştık: İleri yaş gebeli...

35 yaşından sonraki gebelikler için kullanılıyor bu tanım. İleri yaş gebeliği beraberinde birçok sorunu da getiriyor. Yüksek tansiyon, gebelik diyabeti, down sendromu gibi problemler daha fazla görülüyor. Düşük ve erken doğum oranı artıyor, gebelikte ağrı ya da kanamalara sebep olan rahim içi iyi huylu tümörlere daha sık rastlanıyor. Hamilelik esnasında yaşam kalitesini düşüren hemoroit (basur), idrar tutamama, bacak varisleri, bel ve kas ağrıları daha kolay ortaya çıkıyor. Hâl böyle olunca gebeliğin öncesinde ve sonrasında hanımların ihmal etmemesi gereken birçok ayrıntı bulunuyor. Kadın doğum uzmanları, psikologlar ve geç anne olmuş hanımlar 'ileri yaş gebeliği'nin avantaj ve dezavantajlarını anlatıyor...

Türkiye' de İleri Yaş Gebeliği Artyor

ABD'de 2000 yılında yapılan bilimsel araştırmaya göre, bir sene içinde doğum yapan 550 bin kadın ilk çocuğunu 35 yaşında dünyaya getirmiş. Türkiye'de ise ortalama anne olma yaşı 30'un altında. Türkiye İstatistik Kurumu'nun 2006 verileri ise 25-29 yaşında evlenen hanımların yüzde 7,7 oranında arttığını gösteriyor. Bu bilgi 30 yaşından sonra çocuk sahibi olanların giderek arttığının da bir ispatı niteliğinde.

Kadın doğum uzmanlarına göre ideal doğum yaşı 25-30 arası. Çünkü yumurtalıklar en iyi bu dönemde çalışıyor. 25 yaşındaki bir hanım 35 yaşına geldiğinde doğurganlık oranı dokuz kat azalıyor. Peki kimler ileri yaş gebeliği yaşamayı tercih ediyor? Kadın Doğum Uzmanı Dr. Kaan Kocatepe, yüksek öğrenim görmüş, iş yaşamına atılmış ve geç yaşta evlenmiş hanımların 'mecburen' ileri yaş gebeliği yaşadığını söylüyor. Bir başka Kadın Doğum Uzmanı Dr. Yıldız Tanrıseven ise hanımların geç anne olmayı bilerek tercih etmediklerini düşünüyor. Dr. Tanrısever'e göre çoğunluk geç evlenenler ile uzun yıllar bebeği olmayanlardan oluşuyor; ama iş hayatına kendini kaptırıp evlilik ve bebek projesini ileri yaşlara atanlar da artıyor.

14 yıllık Kadın Doğum Uzmanı Doç. Dr. Arda Lembert son dönemle asistanlık yıllarını şöyle karşılaştırıyor: "Son yıllarda ileri yaş gebeliği çok çok arttı. Asistanken 35'indeki hanımları normal doğuma alamazdık. 'Çok riskli, kıymetli bebek, aman bir şey olmasın' diye dört dönerdik. Hemen kromozom anormalliği var mı diye amniyosentez yapardık. Şimdi 35-40 yaşındakilere hiç şaşırmıyoruz. Hatta 50'sinde bile gebe kalan var." Anlaşılan o ki, hekimlerin karşılaştıkları vakalar muayenehanelerinin hangi semtte olduğuyla da alakalı. Mesela, maddi imkânları gelişmiş vatandaşların yaşadığı Levent'te muayenehanesi bulunan Dr. Kocatepe'nin hastalarının yüzde 30-35'i ileri yaş gebesi. Bahçelievler'de hizmet veren Dr. Tanrısever'in anne adaylarının ise yüzde 90'ı 18-25 yaş arasında. Yani, sosyal statü ve maddi imkânlar arttıkça gebe kalma yaşı da bir şekilde yükseliyor

Anneliğe İyi Hazırlanmanız Şart

İleri yaş gebeliği, uzmanlarca 'riskli' olarak tanımlanıyor. Eğer tüm olumsuzlukları göze alıp planlı bir gebelik yaşamak istiyorsanız psikolojik, biyolojik ve fiziksel olarak anneliğe kendinizi hazırlamanız şart. Eğer çalışıyor ve yoğun bir iş hayatına sahipseniz bu kez yapacaklarınız biraz daha fazla olabilir. Dr. Kaan Kocatepe'ye göre hanımlar gebelik öncesi ciddi bir jinekolojik muayeneden geçmeli, kan- şeker sayımı, hormon testleri, smir testi, hipertansiyon, mamografi gibi tetkikleri yaptırmalı, folikasit kullanmaya başlamalı, varsa fazla kilolarını vermeli. Hekimlik görevini ifa ederken üç çocuk dünyaya getirip büyütmüş Dr. Tanrıseven ise iş hayatındaki ileri yaş gebelerine yönelik tavsiyelerde bulunuyor: "Her şeyi ince detayına göre düşünüp programlamak lazım. Küçücük çocukla insanın ne yapacağını bilmesi, sorumlulukların altından kalkması zor. Önceden anneler yardım ederdi. Ama 35-40 yaşında ilk doğumunu yapan bir kadının annesi de yaşlı. Kadın, çocuğuyla baş başa kalıyor. Anne bir süre sonra yavrusunu kreşe bırakıyor. Ona yeterince zaman ayıramadığı için kendini suçlu hissediyor. Karı-koca dengeleri de bozulabiliyor. Bu zorlu süreci uzmanlardan destek alarak atlatmakta fayda var."

Hazırlık aşamalarını atlatıp sorunsuz bir şekilde hamile kaldıysanız bu kez de ilerleyen yaşınızdan kaynaklanan risklere karşı bebeğinizi ve kendinizi korumanız şart. Yaşa bağlı gelişen yüksek şeker, hipertansiyon, düşük, erken doğum, gebelik zehirlenmesi ve anomalili bebek dünyaya getirme riskleriyle karşı karşıyasınız çünkü. Anne adaylarının sağlık durumuna göre karşılaştıkları sorunlar da farklılaşabiliyor. Hatta bazı anneler hiçbir sağlık sorunu yaşamadan hamileliklerini geçirip sağlıklı bebekler dünyaya getiriyor.

Muhtemel Riskler ve Risk Yönetimi

Hamileyken üç farklı zamanda yapılan ölçümlerde sistolik basıncınız (büyük tansiyon) 140 veya diyastolik basıncınız (küçük tansiyon) 90 çıkmışsa bu değerler gebelik için yüksek kabul ediliyor. Buna 'gebelikle ilişkili hipertansiyon' deniyor. Kan basıncının artmasıyla meydana gelen hipertansiyon, bebeğin besin ve oksijen sağlayan plasentadaki kan akımını azaltabiliyor. Yani gerekli besin ve oksijen bebeğinize tam ulaşamıyor, çocuğun büyümesi yavaşlıyor ve erken doğum ihtimali güçleniyor. Genellikle bu durum gebeliğin ikinci yarısından sonra ortaya çıkıyor.

Kilolu, hareketsiz, yüksek kan basıncı, kolesterolü, kalp damar hastalığı olanlar ile ailesinde diyabet öyküsü bulunan ileri yaş hamilelerde görülen gebelik diyabeti de her 200 hastanın 5'inde çıkıyor. Kan şekeri yüksek kadınlar gelişen komplikasyonlardan dolayı bebeğin doğumunu sezaryenle yapmak zorunda kalıyor. Yalnız hamilelik öncesinde ve sırasında glikoz seviyelerinin iyi takip edilmesi, oluşabilecek riskli durumları önleyebiliyor. Kontrollü beslenme ile glikoz değerleri dengelenemeyen anne adayları insülin kullanımına geçiyor. Hanımların yüzde 40-60'ında doğum sonrası Tip 2 diyabet ortaya çıkabiliyor. Bazen de kronik hipertansiyon ya da gebelikle ilişkili hipertansiyon gebelik zehirlenmesine (preeklampsi) dönüşebiliyor. 'Hipertansiyon ve böbrek sorunlarına işaret eden idrarda protein görülmesi ve ödem ile seyreden ciddi bir sağlık sorunu' olarak tanımlanan preeklampsi, her dört hamilenin birinde görülüyor. Ellerde ve yüzde şişme, ani kilo alma, aşırı baş ağrısı, görme bulanıklığı ile kendini gösteriyor. Hastalığın şiddetine göre gebeler evde ya da hastanede tedavi altına alınıyor. Eğer durum ciddiyetini koruyorsa suni sancı verilerek bebek erken dünyaya getiriliyor.

Ailelerin En büyük Kabusu: "Düşük"

İleri yaş gebelerin en sık karşılaştığı düşük ise hamileliğin 20'nci haftasından önce fetus (cenin) ve eklerinin vücuttan atılması, ayrılması sonucunda oluşuyor. Bilinen hamileliklerin yüzde 15'i düşükle sonlanıyor. Düşüklerin yüzde 80'i hamileliğin 12'nci haftasında gerçekleşiyor. Dr. Kaan Kocatepe düşüğün nedenlerini anlatıyor: "Fetus normal bir şekilde gelişmediği için bebeği kaybederiz. Yüksek ihtimalle gen veya kromozomlarında bir anormallik vardır. Annenin bazı sağlık sorunları, daha önce geçirdiği doğumların sayısı, anne-babanın ileri yaşta olmaları ve son doğumdan sonraki üç ayda hamile kalınması düşük riskini artırır."

İleri yaş gebelerinin down sendromlu çocuk dünyaya getirme riskleri de fazla. Bundan dolayı hastalara amniyosentez testi uygulanıyor. Böylece bebekte kromozom anomaliliklerinin olup olmadığına veya bebeğin bir hastalık riski taşıyıp taşımadığına bakılıyor. 16 ile 19'uncu haftalar arasında yapılan bu işlem sonucunda bebeğin yüzde 0,3 düşme riski bulunuyor. Opr. Dr. Yıldız Tanrıseven bu sürecin oldukça sancılı olduğuna değiniyor: "Annelerin en büyük kaygısı anomalili çocuk doğurmak. 35-40 yaşından sonra engelli bir çocuğa bakmak zor. Test sonuçlarına göre risk fazla ise genelde babalar kürtaj taraftarı. Kadınlar annelik içgüdüsüyle istemiyor. Bir insanın varlığını sonlandırmak, bunun maddi-manevi sorumluluğunu alıp kaldırabilmek, ikinci bir çocuğa niyetlenmek zor." Dr. Yıldız, karşılaştığı vakalardan yola çıkarak genç anne adaylarında daha sık anomalili bebek gördüğünü söylüyor. Dr. Kaan Kocatepe de testlerde anomali riski fazla olan bebeklerin de sağlıklı olarak dünyaya gelebildiğini belirtiyor. Hasılı, masum bir bebeğin yaşam-ölüm arasındaki gidiş gelişi anne-babasının ağzından dökülecek küçük cümlelere kalıyor. Ve çoğunlukla bu bebeklerin hayatına son veriliyor...

İnternet Geldi, Doktorluk Bozuldu!

Anne adayları 'genç ve yaşlı gebe' diye ikiye ayrılıyor. Çünkü iki hasta grubu arasında ciddi farklar gözlemleniyor. Genç annelerin kaygı düzeyleri düşük oluyor. İleri yaş gebeleri için bunu söylemek ise mümkün değil. Önce düşük riski sonra da anomalili bebek dünyaya getirme ihtimali onların psikolojisini altüst ediyor. Bunun için de sıklıkla hekimlerin yardımına ihtiyaç duyuyorlar. İnternet üzerinde yaptıkları araştırmalar ise kafalarını daha da çok karıştırıyor. Çünkü sanal âlemde iyi, kötü, doğru, yanlış birçok bilgiye denetimsiz bir ortamda yer veriliyor. Mesela yeni düşük yapmış bir ileri yaş gebesi yaşadığı olumsuzlukları, sıkıntıları rahatça anlatıyor. Yazılanları okuyan anne adayı ise tüm bu olumsuzlukları kendinin de yaşayacağını düşünüp ciddi sıkıntılar çekiyor. "İleri yaş gebeleri hamileliklerinin de kitabi olmasını istiyor" diyen Dr. Yıldız: "İnternet hayatımıza girdi, mertlik de doktorluk da bozuldu. Bebeğin boyu dört santim diyorum. Gebe, internetteki bilgilere göre 4,5 olması gerekiyor diyor. Sonuçta bu boy; farklılık gözlemlenebilir. Ama bunu kabul etmiyor, sıkıntı yapıyor anne. İleri yaş gebelerinin önemli bilgi birikimi, tahsili, belli bir standardı ve taviz vermediği bir düşünce sistematiği var. Dolayısıyla gebeliği de bu sistem içinde ve somut verilere dayandırarak algılıyor. Çok biliyor olmak kaygı düzeylerini artırıp zarar veriyor."

Özellikle diyabet, tiroit, doku hastası, karaciğer ve böbrek nakli yaptırmış kadınlar, pek çok sistemik rahatsızlığı bulunan gebelerle ya da tarama testleri olumsuz çıkanlarla ilgilenen Acıbadem Hastanesi Yüksek Riskli Gebelikler Kliniği'nin sorumlusu Doç. Dr. Arda Lembert de bu hasta grubunun yanlış algılarını düzeltmekte zaman zaman zorlanabildiklerini, bu kişilerin genç anne adaylarına göre daha endişeli olduklarını söylüyor. Çünkü anne adayları sadece gebeliklerini değil, hastalıklarını da düşünüyor. Çok küçük bir kesimi de yaşlarının getirdiği tecrübeyle daha soğukkanlı ve sakin oluyor.

30 Dakikalık Yürüyüş Önemli

Her anne kendinden önce karnındaki bebeğin sağlığını düşünüyor. Anbean onun varlığını hissediyor, daha sağlıklı olması için elinden geleni yapıyor. Tabii ileri yaş gebeliği yaşadığı için gönlü hiçbir zaman tam anlamıyla rahat olmuyor, sürekli hayatını kontrol altında tutması gerekiyor. Hekimlerden aldığımız özel tavsiyeler hem anne adaylarının hem de ileri yaşta gebe kalacakların işine yarayacağa benziyor...

Dr. Kaan Kocatepe genç hanımlara göre ileri yaş gebelerinin daha fazla protein, Omega 3, yeşil yapraklı sebze, süt ve süt ürünleri tüketmesini tavsiye ediyor. Kafeinli içecek ve hamur işlerinden uzak durulması gerektiğini belirten "30'lu 40'lı yaşlarda gebelik" isimli kitabın da yazarı Doç. Dr. Arda Lembert şu tavsiyelerde bulunuyor: "Hamile kalmadan önce folik asit alınmalı. B grubundan olan bu vitamin bebeğin beyin yapısı ve omurilikteki bazı gelişimsel kusurların oluşmasını yüzde 70 engelliyor. Bir de her gün en az 8-10 bardak su içilmeli. Çünkü hamilelerin normalden daha fazla suya ihtiyacı var." Dr. Yıldız Tanrıseven de gün içinde 30 dakikalık yürüyüşün faydalı olabileceğini, bebeğin böylelikle daha kolay doğum kanalına yerleşeceğini anlatıyor.

Çocuk Gelince Kıyamet Kopmasın!

Olgun anne olmanın elbette avantajları da dezavantajları da var. Mesela genç anne adaylarına göre daha bilgililer. Bebeklerinin sağlığını daha çok düşünüyorlar. Biliyorlar ki, ileri yaşları sebebiyle muhtemelen bir ya da iki çocuk sahibi olabilecekler. Hâl böyle olunca beslenmelerine dikkat edip sağlık kontrollerini ihmal etmiyor, doktorlarının önerilerine harfiyen uyuyor, hayatlarını bebeklerine göre tekrar düzenlemekten çekinmiyorlar. Uzman Psikolog Alanur Özalp'a göre bebek dünyaya geldiğinde annelerin elleri ayaklarına dolaşıyor. Çünkü hayatı boyunca kariyer yapmak için uğraşan hanımların ev işleri, çocuk bakımı gibi konularda bilgileri yok. Aile okullarına gitseler de gerçeklerle yüzleşmek bambaşka. Bebeğine nasıl yemek yedireceğini öğrense de bunu uygulamak zor. Tüm bu küçük ayrıntılar onların sıkıntı yaşamasına vesile. Aileler bu tarz durumlarda çocuklarına yardım etmek istiyor. Anneler kızlarıyla aynı evde yaşamaya başlıyor. Ama bu da başka sorunları beraberinde getiriyor. Çiftler arasında yakınlaşma kalmıyor, aile içi mutsuzluklar başlıyor. Kadınlar bu esnada işlerini de bırakıyor. Yalnızlaştıkları için sosyal ilişkileri dengesizleşiyor ve kendilerini beceriksiz, başarısız hissediyorlar.

Dr. Yıldız Tanrıseven de kadınların bu aşamada kendilerini güvende hissetmeleri gerektiğini söylüyor: "Hamile bir kadının en büyük korkusu bebeğini eline aldıktan sonra ne yapacağını bilememesidir. İleri yaşta kariyer daha önemli. Artık en üsttesindir. Altında sana bağlı insanlar vardır. 'Ben gidiyorum' deyip gidemezsin. Mesleğinde bireyselleşiyorsun. Kadınların işlerini kaybetme ve çocuğuna bakamama korkuları var günümüzde. Çalışmaya alışmış birini sadece çocuğuna bakmak tatmin etmez. Bebek tüm zamanını dolduramaz. Uzman yardımı almakta fayda var."

Uzman Psikolojik Danışman Yasemin Yalçın Aktosun ise çoğu annenin ciddi problemler yaşamadan ufak dalgalanmalarla bu dönemi atlatabileceği kanaatinde. Aktosun'a göre, 'ben' merkezli yaşayan bir hanımı şefkat, karşılıksız sevgi gibi bir çok olumlu duyguyla rahatlatacak, yeni bir hayata sürükleyecek bambaşka bir dönüşüm annelik. Üstelik ileri yaş anneleri olgunlar. Fevri çıkışları yok. Çocuklarını aradaki yaş farkına rağmen tecrübeleriyle daha iyi anlayıp yönetebiliyorlar. Komplekslerini de aşmış bu anneler, hiçbir zaman evlatları üzerinden tatmin yoluna gitmiyorlar. Çiftlerin evlilikleri de oturmuş oluyor. Daha az sorun daha mutlu çocuk anlamına geliyor. Yalnız 'değerli bebek' diye çocuklarının her istediğini yapmak, onlara sınırsız özgürlük alanı açmak da tabiî ki doğru değil.

Anneliği Gençken Yaşamak Lazım

Bir tekstil firmasında birim yöneticisi olarak çalışan Meryem Hanım, yaşadıklarını şöyle aktarıyor: "Üniversite, mesleki kariyer derken evlilik 38 yaşında nasip oldu. 40 yaşımda kızımı dünyaya getirdim. Yaşım ve kilo fazlalığım sebebiyle gebelik şekerine yakalandım. 9 ay boyunca insülin enjekte ettim kendime. Bebeğimin anomalili olmadığını bilsem de içim rahat değildi hiç. Eşim çok destek oldu. Bir yıl evimde kalıp Ayşin'le ilgilenmek istedim. Ama ilk 7 ayı birlikte geçirebildik. Bebeğimden bu kadar küçükken ayrılıyor olmak psikolojimi bozdu. '40 yaşından sonra bana verilen en büyük emanetin, hediyenin yanında olamadım' diye kendimi yiyip bitirdim. Mutsuzluğumu bebeğime de yansıtmaya başlayınca bir tanıdığın tavsiyesiyle psikolojik destek aldım. Şimdi ikimiz de çok mutlu ve iyiyiz. Mümkünse kimseye ileri yaş gebeliğini tavsiye etmem. Anneliği gençken yaşamak lazım. Şimdi bile Ayşin'in enerjisine yetemeyebiliyorum. Annelik insanın hayatta tadabileceği, hiçbir zaman doyamayacağı, bağımlılık yapan, mükemmel bir duygu. En iyisi ertelememek...